ÜÇ TARAFIMIZ DENİZ, DÖRT TARAFIMIZ KOMŞULARIMIZ

İzmir’in düşman işgalinden kurtuluş günü 9 Eylül, Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluş günü 12 Mart, Aydın 27 Eylül, vs. Ülkemizde düşman işgalinden kurtuluş günü olmayan il ve ilçe hemen hemen yok gibidir. O günlerde şehir meydanlarında kurulan platformlarda protokol oturur, selamlamaları kabul eder ve temsili kuvvetler ortaya çıkar, düşman askerlerini yine temsili olarak alandan kovarak, şehri kurtarır. Bu törenler her sene aynı günde ve aynı sahneler tekrarlanarak devam ettirilir. Bazı yörelerde 96, bazı yörelerde 101. Yıl dönümleri kutlanmaktadır. Bu törenlerde bazen ilginç sahneler de yaşanır. Bir seferinde doğu illerinin birinde kurtuluş töreni kutlamalarında temsili milis kuvvetleri ile düşman kuvvetleri karşı karşıya kalmışlardı. Milis askerlerinden bir olaya kendini öyle kaptırmıştı ki, karşısındaki rol arkadaşını gerçekten düşman askeri sanarak evire çevire güzel bir meydan dayağı çekmişti. Tören alanında bulunanlar elinden zor alabilmişlerdi.

HİÇ İŞGAL EDİLMEMİŞ ŞEHRİMİZ: MARDİN

Mardin’in düşman işgalinden kurtuluşunun 90. Yılı son kez kutlanmıştı. Düşmanlar tarafından işgale uğrayan Mardin, 90 sene önce kurtulmuş ve bugüne gelinceye kadar da her yıl kutlanmıştı. Sonradan anlaşıldı ki, Mardin hiçbir zaman düşman tarafından işgal edilmemişti ve doğal sonucu da, düşmandan kurtulmamıştı. Yine 9 Eylül İzmir’in düşman işgalinden kurtuluş günü. Her sene bu günde törenler düzenlenir, şiirler okunur, tören geçitleri gerçekleştirilir. Temsili Yunan Askeri meydanda mağlup edilir ve şehirden kovulur. Diğer bölgelerdeki kurtuluş günleri kutlamalarında Fransızlar, İtalyanlar, Ruslar meydanlarda dövülür, silahlarla vurulur ve yok edilerek şehir işgalden kurtarılır. Günümüzde gerçekten bu ülkelerin askerlerine veya mensuplarına karşı düşmanca tavır içinde miyiz? Bu ülkeler bizlerin veya devletimizin ilan ettiği düşmanlarımız mı? Tabi ki hayır. Bazılarıyla karşılıklı olarak vizeler bile kaldırıldı. Öyle ülkelerde vatandaşlarımız var ki, milletvekili olmuşlar, belediye başkanı seçilmişler, girişimci olmuşlardır. Hal böyleyken nasıl bu ülkeler düşmanımız olur da, her sene aynı günde sistematik dayak yer bizden? Bu ülkelerin bizim düşmanlarımız olduğu çocuklarımızın bilinçaltına nasıl yerleştirilmeye çalışılır? Tarihi öğretirken kin ve nefreti canlı tutan, insanların psikolojilerini altüst ederek barış karşıtlığına vesile olmak, kimseye fayda getirmeyecektir. “DÜŞMAN” ASKERİ BİR TERİMDİR Düşman; birbirlerini yok etmeye çalışan, birbirlerinin kötülüğünü isteyen, birbirlerine zarar vermeye çalışan kişilerdir, devletlerdir. Günümüzde bir devletin düşmanı yine başka bir devlettir. Parlamento kararıyla düşman ilan edilir. Devletlerin düşmanı halklar değil, askeri kuvvetlerdir. Parlamentonun karar almadığı hiçbir devlet düşman değil, vatandaşları da yok edilecek unsurlar değildir. Yıllarca bizlere öğretilen “dört bir yanımız düşmanlarla çevrili” olduğu öğretisi bize yarardan çok zarar vermiştir. Komşularımızın söylendiği gibi düşman olmadıkları, aksine her alanda ortak bir çok değerlerimizin bulunduğu gerçeğidir. Son dönemlerde karşılıklı vizelerin kaldırılması da bunun göstergelerindendir.

DIŞ TİCARET KOMŞULARLA YAPILIR

100 sene öncesindeki olaylardan hareketle düşmanlarımızdır deyip de küreselleşen dünyamızda birlikte yaşamak zorunda olduğumuz diğer devlet vatandaşlarına karşı bu tür tanımlamaları ortadan kaldırma zamanı çoktan gelmiştir. Düşmanlıklarla hiçbir sorun çözülememektedir. Dostluklar içerisinde problemler çözülür ve iyi ilişkiler geliştirilir. Yılda 40 milyon turistin ülkemizi ziyaret ettiği ülkemizde, dış ticareti geliştirmeye çalıştığımız, bu ülke vatandaşlarını bu törenlerde verdiğimiz düşman ülke rolleriyle neden rencide edelim ki?

Zaten “İŞGALDEN KURTULDUK DİYE” adına törenler düzenlemek ve kutlamak biraz tuhaf gelmiyor mu? Dünyanın başka bir yerinde böyle bir kutlamanın olduğunu zannetmiyorum. TBMM, tarihçiler, edebiyatçılar, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları “ düşman işgalinden kurtuluş” günleri kutlamalarına yeni bir düzenleme getirmesi dileğiyle…

SEÇİMLERE DOĞRU

Manava giden müşteri tezgahtara rica etmiş: Şu lahanayı bölüp bana yarısını verir misiniz? Bölemeyiz, demiş tezgahtar. Neden bölemiyorsun, nasıl olsa kiloyla satılmıyor mu? Reyon şefimiz izin vermez, bölemeyiz... Git kendisine sor bakalım, belki izin verir. Tezgahtar hafif sinirli bir halde, koridorun ucunda oturan şefin yanına yürümüş. Müşteri de peşinden. Ancak tezgahtar müşterinin arkasından geldiğini fark etmemiş.

Reyon şefine sormuş: Dangalağın biri lahanayı kes, yarısını ver diyor, ne yapayım? Tezgahtar sözünü bitirirken arkasında birisinin durduğunu hissetmiş. Bir de dönüp bakmış ki müşteri kendisini dinliyor... Hafif kızararak devam etmiş: Lahananın diğer yarısını da bu beyefendi istiyor!
 
Üst Alt