Neler Oluyor ve Yoksa O Teori Doğru mu?

O teoriye göre bir üst akıl iktidarda AK Parti, muhalefette de Kılıçdaroğlu’nun CHP’si ve Behçeli’nin MHP’sini yerleştirerek bunlara iktidarcılık-muhalefetçilik oynatırken toplamda Türkiye’yi bir yere doğru götürmektedir.

Erdoğan’ın ve AK Parti’nin iktidar olarak varlığı Türkiye’nin götürüldüğü yere temsil ettikleri bakımından uyumlu olmasıyla… Bahçeli ve ekibinin varlığı Türkiye’nin gittiği yönü kitlece az ama eylem gücü yüksek olan milliyetçi kesimi dizginleyecek bir güç olmasıyla…

Kılıçdaroğlu’nun varlığı ise ana muhalefet rolünde kitlelerin gazını alırken bu gidişi bozacak bir güce erişmeyen bir muhalif kontenjanını doldurmasıyla toplam hikâyeye hizmet etmektedir.

Bu teorinin en güçlü yanı; dünyanın hiçbir yerinde bir iktidar kaybetmek için bu kadar elverişli ortamlar hazırlarken muhalefetin kazanmamak için elinden geleni yapması gösterilir.

Çünkü iktidar değişirse yıllar içinde döşenen taşlar yerinden oynar, gidişat durur, istikamet akamete uğrar. Dolayısıyla herkes rolünü tam oynamalı, iktidar iktidarlığını yapmalı, muhalefet muhalifmiş gibi davranmalı ama son düzlükte her şey yerinde kalmalıdır.

En azından o hedef neyse; oraya varana kadar.

KOMPLO DA BİR YERE KADAR!

Der ki; “Paranoyak olduğun takip edilmediğin anlamına gelmez.”

Yukarıda zaman zaman dile getirilen, azımsanmayacak bir kesimin de “Evet ya” diye inandığı o komplo teorisi, adı üstünde komplo teorisidir.

Komplo teorilerine prim vermek yerine gerçek toplumsal hikâyeyi okumak daha sağlıklıdır bize göre.

Ama işte yine de insan düşünmeden edemiyor? O paranoyak ya gerçekten de takip ediliyorsa?

Baksanıza…

AK Parti ilk birkaç dönemin dışında ipi hep “Bu muhalefete oy vermektense sevmediğim AK Parti’ye oy veririm” diyen ehveni şerciler sayesinde göğüsledi.

İktidar dökülse, vaatleri bitse, umut olmaktan çıksa, icraatleri vatandaş odaklı olmaktan çıksa, ilerleme ve gelişme dursa da muhalefet o kadar perişan bir görüntü verdi ki her seferinde, son düzlükte “alternatifsizlikten” hep AK Parti kazandı.

Ve bugün…

Türkiye’nin halini anlatmaya gerek yok. Ekonomi batmış, bu ülkenin asli vatandaşları mülteciler karşısında yabancı hale gelmeye başlamış, yolsuzluk bir norm olmuş, umutlar bitmiş, dünyanın en mutsuz milleti olmuşuz ama hala bu iktidar gider mi gitmez mi diye analizler yapılıyor ve görünen gerçeklik, muhalefetin bu sefer de bu işi beceremeyeceği.

Boş yoğurt kasesinin bile ülkeyi bu hale getiren iktidar karşısında yüzde 60’ları bulabildiği bir ortamda muhalif aktörler her geçen gün o oranı iktidar lehine kapatmak için adeta birbiri ile yarışıyor.

Yukarıdaki komplo teorisi ne kadar absürt olsa da bu gerçeklik de en az bir o kadar absürt.

Böylesi bir tablo karşısında daha şimdiden zafer bayrağını dikemeyen bir muhalefetin, iktidara kaybettirmemek için ne gerekiyorsa onu yapıyor olması her türlü mantıklı açıklamayı sıfırladığı için geriye elimizde bir tek böylesi teoriler kalıyor.

Ha; bir de muhalefetin beceriksizliği, akılsızlığı, kişisel hırsları, öngörüsüzlükleri var. Ama bırakın yıllardır siyasetin içinde olan ve dolayısıyla neyin neye tekabül edeceğini hesap edecek kadar öngörüleri, asgari neden sonuç ilişkisini bilecek kadar akılları olan muhalif kadroları, bu kadar hatayı sokaktaki herhangi bir vatandaş bile yapmaz.

O zaman ne? Gerçekten de… Ne? Olan ne? Gürsel Tekin, Barış Yarkadaş, Ağıralioğlu, Meral Akşener, Kılıçdaroğlu ve diğerleri… Bir kez samimi olup çıkıp gerçeği açıklasalar…

Neler oluyor?
 
Üst Alt