Aidiyet

Bulunduğun yerden başka bir yere geçme haline yolculuk diyorum ben… Bu her gün girdiğin evinden her gün gittiğin işin arasında bile sonsuz ihtimaller ile yaşanan an, anlar ve bir bakmışsın o sıradanlığın içinde hayatının değişimine iz bırakacak önemli bir kesite dönüşüyor.

Mutlaka hayatınıza yeni doğan bir bebek görmüş ve onun büyümesine tanıklık etmişsinizdir ya da o kadar uzağa gerek kalmadan elinizde kendinize ait bir bebeklik fotoğrafınız vardır. Şu an kaç yaşında olduğunuzu bilmiyorum ama bu satıları okuyorsanız okuma yazmayı çözmüş hatta bu alanı keşfetmiş olduğunuz yaşta olduğunuz kesin.

Size de oluyor mu? Hangi ara büyüdüm ve hangi ara değiştim?

Yolda olmak ile büyümek arasında bir yerden valizime attığım bir kitaptaki bir hikâde şöyle satılara rastladım.

‘’ Mahzendeki hükümlüler, yeni gelenlere soğuk soğuk baktılar, çünkü insan doğasının garip bir yanı da her yere çabucak uyum sağlaması, geçici olarak bulunduğu yerde kendini evinde hissetmeyi bir hak olarak görmesi.’’

Stefan Zweig / Lyon’ da Bir Düğün

1(1).jpg






Hikâye yarın öleceğini bilen mahzendeki tutukluların içinde geçsede önce gelenin o alanı sahiplenmesine ve diğerlerine yer açmak istememesi duygusunu verirken ve sonra gelenlerin içinde birbirini kaybettiklerini ve ömrünün sonuna kadar göremeyeceğini düşündükleri iki aşığın karşılaşması ile son buluyor. Sevgiye kim karşı koyabilir ki? O ölümden önce.

Ve tam da o sırada güneşin yakıcı sıcağının sırtıma vuran ışığını şemsiye gölgesi kesiyor ve yan şezlongdan bir ses ‘’ben gölgede olmak istiyorum yer değiştirebiliriz diyor’’ ve içimdeki o şezlonga aidiyetimle şemsiyeyi kendine çek diyorum. Yerimi değiştirmiyorum! Sonra ben de kendime gülüyorum.

Bu çok sık geliyor başıma yolculuk yaptığım koltuk, yerleştiğim oda, restoranda oturduğum masa sandalye, o alanda olduğum insanlar o ana ait Zweig’in de dediği gibi ‘’ İnsan doğasının garip bir yanı da her yere uyum sağlaması’’ ve bence ilginç bir şekilde sahiplenmesi.

Valize atılan bir iki kitap sana içinde bulunduğun duyguyu aktaran 1942 de yazılmış satılardan 2022 satırlarına böyle aktarılıyor. Ait olma duygusunun hüzünlü bir tarafı var sen bu ana ait gibi görünsen de yaşanan tekrar hayatlar bulunduğun o dönemin hikayesine dönüşmesinden ibaret. Yani bende bıraktığı his böyle. Bir hikâye çok hüzünlü bir diğeri de bir o kadar sıradan belki ama denk geldi işte. İnsanın bir duyguyu fark etmesi için aynı dozda yaşamasına gerekte yok sanki.

Bu hikâye ya da gerçek satırlar…

İki genç kadının çıktığı yolda ulaştıkları tatil kasabasında sırtını denize yüzünü dağlara dönerken okundu.

18 Eylül – Akyaka


Bu arada Stefan Zweig uzun yıllardır her çıktığım yolda valizime yanıma aldığım yazarlardan ve bugüne kadar okuduklarımdan Olağan Üstü Bir Gece kitabı ve Satranç en sevdiklerim. Satranç ile ilgili yazılmış en iyi kitap da demek isterim.( ufak bir öneri )



***



Akyaka- Muğla Evleri

Şehri, kasabayı, köyü köy yapan şey doğası dışında o coğrafyaya yerleşme hali ve Mimarlığın baş rölü aldığı bir kasaba olduğumu fark edilecek kadar aynı olan mimari yapısı ile de dikkat çekiyor Akyaka evleri. Büyüklüğü küçüklüğü farketmeksizin aynı çatı, saçak , cumba, balkon yapısı ile yapılmış ve yapılmaya devam ediyor. Genellikle 2 katlı bir şekilde inşa edilen bu evler, ahşap ve taş malzemelerin birleşimi ile kendilerine has estetik bahçeleri ve Muğla’ya has bacalarla birer tablo gibi keyifli görünümler oluşturuyor.

2(1).jpg
3(1).jpg




Bu evlerin mimari yapısı Ula’lı ressam ve gazeteci,yazar, sanatçı Nail Çakırhan ismi ile anılıyor.


Nail Çakırhan, Ula’nın eski evlerini örnek alarak Akyaka’da bu mimari özellikteki ilk evi kendine yapmıştır ve bu çalışmasıyla birçok ödüle layık görülmüştür.

1983 yılında dünyanın en saygın mimarlık ödüllerinden Ağa Han Uluslararası Mimarlık Ödülü’nün de sahibi olan Nail Çakırhan, mimarlık eğitimi görmediği halde bu ödülü alan ilk kişidir.

Ve kasabanım dokusu da bu evlerin geleneksel yapısına bağlı bezenmeye devam ediyor begonviller de o evleri süslemeye.

Ama bana göre en çarpıcı tarafı mimari yapısı aynı olan yerde seyahat halinde olduğumda kendime seçtiğim belki adı otel denilen yapının sana ev olması yapıların bu eşitçil hali insanı oraya ait hissettiriyor.

Uzaktan bir ses.

Bugün Rüzgar var mı?


Rüzgar önemli bu kasabada Rüzgar Sörfü yapanların uğrak yeri olmuş. Uzaktan ve yakından görsel bir şölen gibi, insan hemen yapmak istiyor ama öyle kolay değil sanırım, denemedim ama izledim. O gün rüzgar vardı. Sörf yapan biri ile tanıştım ertesi gün yokmuş rüzgar o da uçamamış ya da kayamamış … Bugün rüzgar var mı? sorusunun da önemini anlamış oldum. Şahane unutamayacağım güzellikte bir gün batımına tanık olduk nerdeyse kimse kalmadı sahilde bizde bildiğimiz yerden güneşi selamladık. Kendimize ait olan ile sırtımızı denize döndük ve oradan ayrıldık.

4.jpg


5.jpg


Akyaka-Eylül- 2022

Bu şahane anlara eşlik eden tüm canlılara sonsuz teşekkürler.

***

Güneye giderken ya da inerken Bodrum’a uğradım. Sanatı doğa ve mekân ile birleştiren ZAİBODRUM’DA ANNA LAUDEL Galeri de ise sanatını çok beğendiğim Ramazan Can eserleri ile karşılaştım.

Bu yolculuğun içimdeki takibine iyi bir final oldu.

6(1).jpg


7(1).jpg


Ne Yerdeyim Ne Gökyüzünde – Ramazan Can


8.jpg


Ve Dans Ederken Görülenler Deli Sanıldı -Ramazan Can

***

Kaldığım yerden devam edeceğim.

9.jpg




Ait olduğum şehre serinlik gelmiş …



Sevgiler
 
Üst Alt